21 Haziran 2010 Pazartesi

KUYUMCU


Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç
para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi
karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her
şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...

19 Haziran 2010 Cumartesi

ELİŞİ VE HAVLULAR-3




Havluların yenileri işte karşınızda...Resimleri büyüterek örnek çıkarabilirsiniz..

18 Haziran 2010 Cuma

UN HELVASI

Kandil sebebiyle yapıp dağıttığım un helvamı sizlerle paylaşmak istedim. Emin olun hiç risksiz bir tatlı tarifi...Dün akşam yoğun olduğum için ancak bugün yayınlayabildim.Bu arada herkezin geçmiş kandilini kutluyorum.
MALZEMELER
2 çay bardağı sıvı yağ
5 çay bardağı un 

5 çay bardağı şeker
5 çay bardağı su
YAPILIŞI
Sıvı yağ ve un rengi kahverengineye dönene kadar ağır ateşte kavrulur.Fakat sabırlı olmak gerekir,sürekli karıştırmak gerekiyor yoksa dibi tutabilir.Diğer tarafta şeker ve su eritilir tencereye yavaşça ilave edilir.Karıştırarak kaynatılır.Un topaklanmaya başlayınca 2 dakika kadar daha kısık ateşte cevrilip servis yapılır.
AFİYET OLSUN

17 Haziran 2010 Perşembe

BİR ZEYTİN TANESİNİN YANLIZLIĞI

"Ormanda tek başına olmak" olarak tarif edilen bir yanlızlık türü vardır, bizim minicik simsiyah zeytin tanesi'nin yanlızlığını tarif eden. Aşağıdaki minik öykünün kaynağını bilmiyorum ama bizim içinde bulunduğumuz yanlızlığı minicik simsiyah zeytin tanesi'nile o kadar iyi anlatıyor ki, başka söze gerek yok...


Çok büyük bir ağacın yüksek dallarının birinde, yaprakların arasında bir zeytin tanesi varmış. Minicik, simsiyah bir zeytin tanesi. Bu zeytin o kadar güzelmiş ki, etrafını saran yapraklar onu seyretmeye doyamazlarmış. Bir rüzgar esse üşümesin diye hemen etrafını sarar, onu rahat ettirebilmek için ellerinden geleni yaparlarmış. Sıcak yaz günlerinde ise, zeytin tanesi yine onu çok seven yaprakların gölgesine sığınırmış. Susadığı zaman, etrafındaki yapraklar yağmurlardan biriktirdikleri damlacıkları kendi elleriyle ona içirirlermiş.


Aylar, yıllar böyle geçmiş. Diğer ağaçlar hep onu taşıyan ağacı kıskanmış durmuş. O küçük zeytinin mutsuzluğunu görmeden.

Zeytinin yalnızlığını, herşeyini paylaştığı yapraklar bile anlamamış. Onlar, isteyebileceği herşeyi kendisine verdiklerini düşünüyorlarmış. Zeytin ise yapraklardan gizlenip saatlerce ağlıyormuş hep. Geceleri gökyüzüne bakıp yıldızların birbirine göz kırpmalarını seyrediyormuş. Ve onlardan biri olmayı hayal ediyormuş. Sabah olduğunda ise, başını gökyüzünden indirip, yaprakların arasında yıldızlar kadar güzel bir zeytin görebilir miyim diye aranıp duruyormuş.

Yıllar geçmiş. Ama tek bir zeytin tanesi dahi görememiş. Ve bir sabah, artık aramaktan vazgeçmiş. Kendisini tutan o incecik sapını bırakıvermiş. Yere düştüğünde son bir kez gökyüzüne bakmış, ve sonra yine son kez gözlerini yummuş...

YENİ BLOG ADRESİMİZ LÜTFEN KAYDEDİN!!!!!!!!!!!!!!!!

İntenette 'com' bağlantısındaki sıkıntı yüzünden yeni blog adresimiz http://www.sakuracicegi.blogspot.com/ olarak değişmiştir.

16 Haziran 2010 Çarşamba

BAHÇE SÜSLEME

Bir tanıdığımızın evinin havuzlu bahçesinden HARİKA görüntüler  .....


15 Haziran 2010 Salı

SEPET SÜSLEME

Sapancada yol üzerinde satılan sepetlerden aldım.Aslında başta peçete tekniği düşünüyordum.Fakat sonra boncuklarla süslemek geldi aklıma.Eve gelip nazar boncuğu ve renkli boncuklarla süsledim.Çok hoş görünümü oldu.
 
Hamaratdiva