YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YAZILAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

HATİM-İ TAİ'DEN DAHA CÖMERT FAKİR

Cömertliği dillere destan olan Hatim-i Tai’ye derler ki:
- Kendinden daha cömert birini gördün mü?
- Evet gördüm.
- Kimmiş o?
- Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir koyun kesip ikram etti. Koyunun bir yeri çok hoşuma gitti. Yemin ederek (burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. On koyunu varmış. Birisini daha önce kesmişti. Dokuzunu da şimdi kesmiş. Benim sevdiğim kısımları pişirip önüme getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum:
- On koyunun onu da kesilir mi?
- Sübhanallah bunda şaşılacak ne var? Bir şey sizin hoşunuza gitmiş. Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu?
Bunu dinleyen arkadaşları tekrar sorarlar:
- Yetim gencin ikramına karşılık siz de ona bir şey verdiniz mi?
Hatim-i Tai der ki:
- Verdim ama pek mühim sayılmaz.
- Ne verdiniz?
- Üç yüz deve ile beş yüz koyun.
- O halde sen ondan daha cömertsin.
- Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o malının tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi?

24 Haziran 2010 Perşembe

ÖĞRENDİM Kİ...

Öğrenilen şeyler çok güzelmiş paylaşmak istedim.

Öğrendim ki...
Kimseyi Sizi sevmeye zorlayamazsiniz. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karsi tarafa birakirsiniz.
Öğrendim ki...
Güveni gelistirmek yillar aliyor, Yikmak bir dakika.

Öğrendim ki...
Hayatinda nelere sahip oldugun degil ,Kiminle oldugun onemli.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kiyaslamak degil ,Kendi en iyinle kiyaslamak sonuc getirir.
Öğrendim ki...
İnsanlarin basina ne geldigi degil ,O durumda ne yaptiklari onemli.
Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle ,Her isin iki yüzü var.
Öğrendim ki...
Olmak istedigim İnsan olabilmem Cok vakit aliyor.
Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrilman gerek ,Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki...
'Bittim' dedigin andan itibaren Pilinin bitmesine daha cok var.
Öğrendim ki...
Bazi insanlar sizi cok seviyor ,A ma bunu nasil gösterecegini bilemiyor.
Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz ,Bazilari hic karsilik vermiyor.
Öğrendim ki...
En iyi arkadasla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki...
Düştüğün anda Seni tekmeleyecegini düşündüklerinden bazilari ,Kaldirmak icin elini uzatir.
Öğrendim ki...
İki insan ayni seye bakip ,Tamamen farkli seyler görebilir.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatir.
Öğrendim ki...
Duvarda asili diplomalar ,İnsani insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Ask kelimesi ne kadar cok kullanilirsa, anlam yükü o kadar azalir.
Öğrendim ki...
Karsisindakini kirmamak ve inanclarini savunmak arasinda cizginin nereden gectigini bulmak zor.
Öğrendim ki...
Gercek Arkadaslar arasina mesafe girmez. Gercek Aşklarin da !
Öğrendim ki...
Ne kadar yakin olursa olsunlar En iyi Arkadaşlar da ara sira üzebilir.
Onlari affetmek gerekir.
Öğrendim ki...
Bazen başkalarini affetmek yetmiyor. Bazen insanin kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki...
Yüreginiz ne kadar kan ağlarsa ağlasin
Dünya Sizin icin dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pismanligin uzun yillar sürüyor..

Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun ? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık bunun gibi olmalı. Arkadaşsız hayat cehennem gibidir.

21 Haziran 2010 Pazartesi

KUYUMCU


Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç
para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.
Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi
karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her
şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır. Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...

17 Haziran 2010 Perşembe

BİR ZEYTİN TANESİNİN YANLIZLIĞI

"Ormanda tek başına olmak" olarak tarif edilen bir yanlızlık türü vardır, bizim minicik simsiyah zeytin tanesi'nin yanlızlığını tarif eden. Aşağıdaki minik öykünün kaynağını bilmiyorum ama bizim içinde bulunduğumuz yanlızlığı minicik simsiyah zeytin tanesi'nile o kadar iyi anlatıyor ki, başka söze gerek yok...


Çok büyük bir ağacın yüksek dallarının birinde, yaprakların arasında bir zeytin tanesi varmış. Minicik, simsiyah bir zeytin tanesi. Bu zeytin o kadar güzelmiş ki, etrafını saran yapraklar onu seyretmeye doyamazlarmış. Bir rüzgar esse üşümesin diye hemen etrafını sarar, onu rahat ettirebilmek için ellerinden geleni yaparlarmış. Sıcak yaz günlerinde ise, zeytin tanesi yine onu çok seven yaprakların gölgesine sığınırmış. Susadığı zaman, etrafındaki yapraklar yağmurlardan biriktirdikleri damlacıkları kendi elleriyle ona içirirlermiş.


Aylar, yıllar böyle geçmiş. Diğer ağaçlar hep onu taşıyan ağacı kıskanmış durmuş. O küçük zeytinin mutsuzluğunu görmeden.

Zeytinin yalnızlığını, herşeyini paylaştığı yapraklar bile anlamamış. Onlar, isteyebileceği herşeyi kendisine verdiklerini düşünüyorlarmış. Zeytin ise yapraklardan gizlenip saatlerce ağlıyormuş hep. Geceleri gökyüzüne bakıp yıldızların birbirine göz kırpmalarını seyrediyormuş. Ve onlardan biri olmayı hayal ediyormuş. Sabah olduğunda ise, başını gökyüzünden indirip, yaprakların arasında yıldızlar kadar güzel bir zeytin görebilir miyim diye aranıp duruyormuş.

Yıllar geçmiş. Ama tek bir zeytin tanesi dahi görememiş. Ve bir sabah, artık aramaktan vazgeçmiş. Kendisini tutan o incecik sapını bırakıvermiş. Yere düştüğünde son bir kez gökyüzüne bakmış, ve sonra yine son kez gözlerini yummuş...

10 Haziran 2010 Perşembe

SENDEN İYİ OLMASIN MI?

Hayırlı Cumalar...

SENDEN İYİ OLMASIN MI?

Pek tatlı bir nezaket cümlemiz vardır. Birisinin yanında bir başkasını övüyorsanız, “Senden iyi olmasın!” dersiniz! Sadık Şanlı kardeşimin o incelik dolu anlatısını okuduğumdan beri bu iltifata itiraz ediyorum:

“…kapının zili çaldı. Karşımda uzun zamandır görmediğim bir dostum. Selamlaşıp, kucaklaştık. Çay eşliğinde uzun bir sohbet için salona geçtik. Nasıl geçtiğini anlayamadığımız üç koca saatin ardından misafirim ‘Geç oldu, bana müsaade’ diyerek noktayı koydu ve kalktı. Ona eşlik ettim. Sokağın başına vardığımızda ‘Şimdi ayrılık vakti. Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah’ diyerek elini uzattı. Kucaklaşırken, dostumun ettiği duaya alışkanlıkla ‘amin’ dedim. Eve dönerke n, arkadaşımın veda sözleri takıldı aklıma. Düşündüm, düşündükçe ürperdim. Bu bir dua idi. İlk kez duyduğum yaman bir dua. Gayri ihtiyari birkaç kez tekrarladım. Sıcacık duygularla doldum. Bir şey tarafından kuşatılmıştım. Bütün benliğimi dolduran güzel bir şey.

Ertesi gün ilk işim arkadaşımı telefonla aramak oldu. Nedir, nereden duydun diye sordum. Bu özlü duadan çok etkilendiğimi anlayan dostum, ‘Hz. İsa Aleyhisselam’ın, Peygamber Efendimizin (asm) geleceğini müjdelediği sözmüş bu’ dedi. Ne güzel dua imiş! ‘Tuttum bu duayı’ dedim. Güldü ve ‘o halde hiç bırakma.’

Ben gidiyorum, ta ki benden hayırlısı gelsin inşallah.”

İsâ’ya (as) ve O’nun müjdelediği En İyi’ye (asm) hürmeten: Kalktığım koltuğa benden iyisi otursun. Sustuğum anda benden iyisi konuşmaya başlasın. Olmadığım odaları benden iyiler doldursn. Yetişemediğim yerlere benden iyiler yetişsin….

“Senden iyi olmasın!” diyen dostlarımın bu duasına, İsa Aleyhisselâmın duasına “amin” deme hatırına “amin” diyemeyeceğimi söylüyorum. Şaka yollu, “Bana beddua ediyorsun galiba!” diyorum. “Ya benden iyiler olmasa, ne ederim ben bu dünyada? Kim beni şaştığında uyaracak? Kim beni hüzne düştüğümde teselli edecek ki… Sonra peygamberlerin kavimleriyle yaşadıkları imtihanları hatırlıyorum. O toplulukta o peygamberden iyisi yoktu! Ama nasıl acılar çekti? Ne dayanılmaz sıkıntılara göğüs gerdi?

“Benden iyi(ler) olsun elbette.. Bende peygamber yalnızlığına sabredecek iyilik yok ki!”

Dr. Senai Demirci

7 Haziran 2010 Pazartesi

FARKETMELI INSAN



FARKETMELI INSAN


Farkında Olmalı İnsan...
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Farketmeli, Farkettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen...
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Farketmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Farketmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Farketmeli.
Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını
Farketmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Farketmeli.
Baskın Yeteneğini
Farketmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Farketmeli İnsan.
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte,
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Farketmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Farketmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanıbaşındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Farketmeli.
Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Farketmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Farketmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Farketmeli.

FARKETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,
O Da Bugündür.

CAN YÜCEL

4 Haziran 2010 Cuma

2010 SBS SINAVI

Uzmanlardan Ailelere Öneriler:


- Neşeli olmaya çalışın, güzel şeylerden bahsederek çocuğunuzun moralini yüksek tutun.
- Sınavla ilgili yorum yapmayın, kazanmasından veya kazanamamasından bahsetmeyin.
- Hoşgörülü olun, özellikle sınav yaklaşırken çocuğunuza karşı daha anlayışlı olun.
- Sınavın bir ölüm-kalım meselesi olmadığını söz ve davranışlarınızla çocuğunuza hissettirin.
- Baskı oluşturacak söz ve davranışlardan uzak durun.(Senin kazanacağından eminiz, bizi mahcup etme gibi.)
- Ona karşı olan sevginizin sınavla ilgisi olmadığını hissettirin.
- Sınavın yapılacağı binayı ve sınav salonunu önceden görmesini sağlayın.
- Sınavda gerekli olan belgeleri, diğer eşyalarını hazırlayıp hazırlamadığına bakın, bu konuda çocuğunuza yardımcı olun.
- Kıyafet seçimini ona bırakmak şartıyla çocuğunuzun sınav günü giyeceği kıyafeti önceden hazırlamasını sağlayın.
- Sınav sabahı vaktinde uyanmasını, isterse duş almasını, mutlaka kahvaltı yapmasını sağlayın.
- Sınav günü trafiğin ve havanın durumunu da dikkate alarak sınav yerine zamanında ulaşmasını sağlayın.”
Bende SBS annelerindenim.Oğlum bu yıl ilk kez SBS ye girecek.Okulunda 1 aydır çok yoğun bir şekilde çalışıyorlar.Aşırı derecede yoruldu ve sinirli biri oldu cıktı .Bu yaşta bu kadar cocuklara yüklenmek ne kadar doğru bilmiyorum.İstediğim tekşey bu sistemin biran önce değişmesi...       

2 Haziran 2010 Çarşamba

AVUCUNDAKİ KELEBEK..]


Zamanın birinde iki tane kız kardeş varmış,
NASIL akıllılarmış anlatamam.
Etrafındaki ve okuldaki tüm bilgi onlara yetmez olmuş.
Bir gün anneleri onları dağdaki bilge BİR adama götürmeye karar vermiş.
Kızlar, bilge adamla
Bir süre çok mutlu olmuşlar ama sonra sıkılmaya başlamışlar, "Bilgenin bilemeyeceği bir soru
bulmamız lazım" diye düşünmüşler
.........Kızlardan biri bir gün" Buldum! " diye sevinmiş."
İki elimin arasında bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım "
Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü?
"Ölü" derse kelebeği bırakacağım. canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım.
Her ne derse desin cevabı bilemeyecek.
Kızlardan birisi kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatmış.
(Şimdi lütfen siz de yapın. Avuçlarınız birbirine bakacak şekilde
ellerinizi birleştirin ve uzatın. Ben açın deyinceye kadar da açmayın).
Ve sormuş:
"Avucumun içinde bir kelebek var: canlı mı, ölü mü?
Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış, bakmış ve cevaplamış:
"Senin elinde kızım. Senin elinde........." canlı kalması da senin elinde ölü olması da.....
Şimdi bakın hayatınıza ve mutluluğunuza..
Nerede mi?
Açın avucunuzu..
Sizin ellerinizde: Tam avucunuzun içinde .

Bir Portekiz atasözü der ki:
“Yaşadıkça yaşlanmazsınız, yaşamadıkça yaşlanırsınız.
--
*Kanat vardır doğan'ı sultana götürür, kanat vardır kuzgun'u leşe getirir...
*Bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak toprağa tohum atmak gibidir,,
*Tenini besleyip geliştirmeye bakma, çünkü o sonunda toprağa
verilecek bir kurbandir. Sen gönlünü beslemeye bak! Yücelere gidecek, şereflenecek odur. Hz.mevlana

31 Mayıs 2010 Pazartesi

KÜÇÜK ŞEYLER...

Daha öncede okumuş olduğum ama yeniden hiç sıkılmadan başladığım ÜSTÜN DÖKMEN in Küçük Şeyler adlı kitabın hoşuma giden bazı kısımları sizlerle paylaşmak istiyorum
Bu dünyada küçük şeyler yoktur.
Bakmasını bilen göz için ,
Herşeyin bir önemi vardır
Midye kabuklarının içinde büyük bir matematik taşıdığını biliyormusunuz ?Midye kabuklarınındaki helezonu dikdörtgenler içine yerleştirdiğimizde,Fibonacci dizisine uygun bir yapı ortaya cıkıyormuş.Dizideki her sayı,kendinden önceki iki sayının toplamıdır.(0,1,2,3,5,8,21,34....)
Ayciçeklerinin taneleride,ağaçların fidan verme,güllerin budanma düzenleride  midye kabukları gibi bir dizilimi barındırıyormuş.
Bir midye kabuğu veya ayçiceği küçük bir şeydir.Sayıların 1,2,3,5,8...diye peşpeşe yazılması da bir bakıma küçük önemsiz sayılabilir.Ama midye kabuklarında ve ayçiceklerinde bu sayı düzeninin ortaya cıkması ise büyük bir şeydir.Küçük şeylerde küçük olasılıkların sürekli bir kesinlikle gözükmesi büyük bir şeydir.
Bir insan parmağı ,evrende cok küçük bir şeydir.Ama bir parmak izinin geçmişteki ve gelecekteki tüm parmak izlerinden farklı olması işte bu büyük bir şeydir.
Hayatımzda küçük şeylerin aslında büyük önemler taşıdığını ,günlük yaşamımızdaki bizi mutsuz eden büyük olay gibi görünen şeylerinde aslında küçük şeyler olduğunu zamanla farkederizAslında
OLAYLAR ÖNEMLİ DEĞİLDİR, ONLARI ALGILAMA ŞEKLİMİZ ÖNEMLİDİR.

23 Mayıs 2010 Pazar

DOĞAN CÜCELOĞLUNDAN DERS ALINACAK ÖRNEKLER

Doğan CÜCELOĞLU'NUN, Eğitimindeki Katılımcılarla bir konuşmasından alıntıdır. Paylaşmak istedim ;

Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Bir Katılımcı: Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti
bir şey söyler misiniz?
Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar: ÖLÜM

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir.
Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir ama bundan so nra başa gelmesi kesin olan tek şey
ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu
benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlarlar)

Cüceloğlu: Öleceğim belli ise , benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...
Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır

Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir Katılımcı: Evet var.

Cüceloğlu: Ya Yarın ?
Bir Katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?
Bir Katılımcı: Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ
salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

(Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü; genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)

Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim
bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?
Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce
öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

(Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve Bir Katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba
bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu
bilseydiniz,o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın,gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden
çıkarken evde bıraktıkların ızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı
iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma yada gerginlik yaratırmıydı
Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun
boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona,
yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünürmüydünüz
Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

(Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız
old uğunu şimdi fark etmişlerdir)

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz,
kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi kalbini kırdım, ama
zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz.
Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

*** ÖMER HAYYAM'IN DİZELERİ ***

İNSAN yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:
Bunlar için didinmene bir şey denmez.
Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:
Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.

Ailemiz, Yakınlarımız, Sevdiklerimiz, İş arkadaşlarımız, Komşularımız ve Hayatı paylaştıklarımızla
birlikte geçirdiğimiz her anı önemsemek ve asla ama asla kalp kırmamak gerek hiç şüphe yok ,
Zira Kalp Kırmanın hiç ama hiç Telafisi de yok
 
Hamaratdiva